Anıt ağaçların bilimsel tanımı ‘’Yaş,çap ve boy itibariyle kendi
türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan yöre
folkloründe, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan,geçmiş ile
günümüz,günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta
doğal ömre sahip olan ağaçlar anıt ağaçlardır.‘’ biçiminde
yapılmaktadır.(ASAN,1992,s.18)
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bir
ağacı anıt yapan özelliklerin başında fiziksel boyutlar gelmektedir.
Özellikle çap ve boy gibi doğrudan göze hitap eden fiziksel özellikler
bu konuda en etkin belirleyicidir. Ancak , izleyenlerde takdir ve
hayranlık duygusu uyandırmak suretiyle birey ve toplum teknolojisini
etkilese de , bu iki ölçüt, yani çap ve boy, bir ağacı anıtlaştırmak
için yeterli değildir. Çünkü anıt ağaçların kuşaklar arasında bağ
kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması da zorunludur.
Salt bu
zorunluluk nedeniyledir ki Kavak , Söğüt, Kızılağaç, gibi ağaçlar
nedenli hacimli ve görkemli olursa olsunlar anıt sayılamazlar.Diğer
taraftan , çalı ve bodur ağaç formunda olan örneğin Kermes Meşesi, Şimşir gibi – ve ne kadar yaşarsa yaşasın ,çap ve boy gibi görsel
ölçütler yönünden doyurucu olamayan , yöre kültürü ve tarihi açısından
herhangi bir anlam taşımayan yaşlı ağaçlarda , bilimsel açıdan ne denli
önemli olursa olsun anıt ağaç sayılmazlar. Çünkü , eğer albenisini
arttıran renkli çiçekleri veya ilginç bir yaprak oluşumuna sahip
değilse , kendisini izleyen sıradan insanlar için betonlaşan çevrede
yeşili ve doğayı anımsatan canlı bir varlık olma dışında hiçbir anlam
ifade etmezler.
Ağaçlara anıtsal nitelik kazandıran ikinci grup özellikler ise,ilgili
ağaca atfolunan moral ve kültürel ayrıcalıklardır. Fiziksel boyutlar
yönünden olağanüstü sayılmasa da , yöre kültüründe olumlu veya olumsuz
, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olmak yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmek
ve onlara tanıklık etmek de ağaçlara anıtsal nitelik kazandırmaktadır.
Bugün cami,mescit ve türbe avlularında karşılaşılan devasa
çınarlar,serviler ve ıhlamurlar,hep bu mistik kültürün bizlere armağan
ettiği birer doğal mirastır.
Anıtsal nitelik taşımasalar da , yerleşim alanlarının içinde ve hemen
bitişiğindeki yeşil doku üzerinde bulunan, doğal peyzajı bütünleyerek
estetik etkisini yükselten, tek veya sıra ve gruplar halindeki
ağaçların özellikle büyük şehirler ve metropoller için hayati önem
taşıdığı kuşkusuzdur .
Toplum sağlığı ve çevre etkisi yönünden , bu
ağaçların da koruma altına alınmasının gereği tartışmasızdır. Ancak ,
salt korunmaların garanti altına alabilmek amacıyla,böyle ağaçları anıt
ağaç statüsü içine sokmanın teknik ve bilimsel açıdan yanlış olacağı da
ortadadır. Bu bağlamda,anıt ağaç ile korunması gereken ağaç
kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Bu nedenle , Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 6.Maddesinde ifade edilen
‘’Korunması gereken anıt ağaçları belirleme amacıyla aldığı ,
26.06.1998 tarih ve 10 nolu Karar’ını yeniden gözden geçirmesi,
kanımızca uygun olacaktır.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun yukarıda sözü
edilen kararı aşağıdaki biçimde dispoze edilmiştir.(YALTIRIK 1994 s.15)
‘’Doğal yapısı, ölçüleri ve diğer özellikleri bakımından anıtsal nitelik kazanmış bulunan ağaçlara Anıt Ağaç denilmesine:
Buna göre;
Tarihi olaylarla bağlantısı bulunan yerli ve yabancı ağaç türlerinden herhangi birinin
Güzellik açısından plastik değerde bir görünüme sahip veya doğal
görünümünden esaslı şekilde sapma göstererek dikkat çekici biçimler
(çatal, şamdan,kıvrık, yatay vb.)kazanmış ağaçların,
Doğal yaşam tarzı bakımından benzerlerinden farklı gelişme nitelikleri
gösteren ağaçların (aynı gövde ve kök üzerinde iki veya daha fazla
türün bir arada yaşaması, garip kaynaşma ve birlikte yaşama örnekleri
gibi )
Endemik ve nesli tükenmeye yüz tutmuş yerli ağaç türlerinden
Porsuk(Taxsus’baccata), Karaçamın , endemik varyeteleri, Andız
(Archethos drupacea), Finike Ardıcı (Juniperus phonicea),Kasnak Meşesi
(Quercus vulcanica) Şimşir (Buxus sempervirens),Huş (Betula alba,
Betula medvediewii), Kazdağı Göknarı (Abies egui-trojani),Sığla
(Liguidambar orientals) , Toros Göknarı alt türü (Abies cilicica.sups
isaurica), bazı Akçaağaç alt türleri ve benzeri ağaçların,
Kent dokusunu tamamlayan , kent imajına etkisi olan gurup, dizi veya
tek ağaçların 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu
6.maddesi uyarınca korunması gerekli ağaçların tescil edilmelerine , bu
ağaçlar ve koruma alanlarında yapılacak uygulamalar için ilgili koruma
kurullarının karar alması gerektiğine,
Nesli tükenmekte olan Sığla ağaçlarının doğal alanlarının tespit
edilerek ,bu alanlara yeni Sığla ağaçları dikmek suretiyle bu sahaların
yeniden kazanılmasının Orman Genel Müdürlüğü’ne tavsiyesine,
Ulaşım yolları ve meskun yerler ve yakınlarındaki anıt ağaçların ilgili
belediyeler ve Mahalli Orman Teşkilatı tarafından korunmasına özen
gösterilmesine , yaşlanmış veya hastalanmış ağaçların hazırlanacak
teknik raporlar doğrultusunda kesilerek yerine yenisinin
dikilebileceğine karar verilmiştir.
Ayrıntılı olarak açıklanan bu kararın e ve f maddelerinde sözü edilen
ağaçların ülkemizin flora zenginliği yönünden son derece önemli olduğu
yadsınamaz bir gerçektir. Ancak , bilimsel bakımdan son derece önem
taşıyan bu hususun sıradan izleyici gözünde anıt ağaçların gerçek
etkisine sahip olmadığı da bir başka olgudur. Bu nedenle, gerek kent
dokusunun doğal silüeti , gerekse bilimsel bakımdan mutlaka ciddi
biçimde korunmaları gereken bu ağaçların anıt ağaç statüsü dışında ele
alınması gerekmektedir.